NE FREUD, NE JUNG…
PSİKİYATRİNİN TEMELİNİ 500 YIL ÖNCE BİR TÜRK ATTI…
 

 

                                     Hülya YILDIRIM /                                    / 17 Aralık 2006

Marmara Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi,  Uzm. Dr. Osman Sabuncuoğlu, dünya psikiyatri literatürünü değiştirdi! Sabuncuoğlu, kendisi ile aynı soyadı taşıyan hemşehrisi, Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun psikiyatri bilimine katkısını gün ışığına çıkarttı.

Freud, Kraepelin, Janet, Jung… Hepsi yeni akımlar geliştirirken kendilerinden önceki yazılı kaynaklardan da yararlandılar. Fakat, 500 yıl önce Şerefeddin Sabuncuoğlu adındaki (resimli ilk cerrahi kitabının yazarı) Türk hekim, psikiyatri alanında da uyguladığı tedavileri, aynı zamanda resimleyerek bugünlere taşıdı. Geçmişi 200 yıl öncesine dayanan ve bir Batı bilimi olarak bahsi geçen psikiyatri, bugün bu bilginin (belki de üstadın torunu olan) Çocuk Psikiyatristi Osman Sabuncuoğlu tarafından gün ışığına çıkarılmasıyla, literatüründe değişiklik yapmanın yol ayrımında…
Öyle ki, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayımlanan The American Journal Of Psychiatry (AJP) Aralık sayısında 1385–1470 tarihleri arasında Amasya bölgesinde yaşamış büyük Türk hekimi Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun çizimlerini kapak yaptı. Kendi alanında dünyanın en çok okunan ve atıf alan dergisi olan ve çok zor yazı kabul etmesiyle ünlü AJP, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı öğretim görevlilerinden Uzman Dr. Osman Sabuncuoğlu’nun yazısı eşliğinde Şerefeddin Sabuncuoğlu’nu tanıtarak, üstadın psikiyatrik tedavi çizimlerini anlatıyor. Biz de psikiyatri literatürünü değiştiren bu müthiş olayın ayrıntılarını konuşmak üzere Çocuk Psikiyatristi Osman Sabuncuoğlu’nun kapısını çaldık…

-550 yıl önce yaşamış Şerefeddin Sabuncuoğlu'nu ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

 

Şerafettin Sabuncuoğlu, aslında yüzyıllardır bir kenarda kalmış, keşfedilmesi ise bu yüzyıl başında gerçekleşmiş bir zat. El yazmaları Süheyl Ünver tarafından keşfediliyor ve Ünver böyle birisi olduğunu ve tıbba katkılarını yayınlıyor. Sonrasında da Sabuncuoğlu yavaş yavaş tanınmaya başlıyor, 1992’de Prof. İlter Uzel, el yazmalarını Cerrahiyyetü’l Haniyye adıyla günümüze uyarlıyor. Fakat, bu çalışmalara rağmen, Sabuncuoğlu’nun kendisinin daha çok cerrahi alanındaki katkıları biliniyor. Çünkü Sabuncuoğlu, Fatih Sultan Mehmet zamanında yaşamış ve o dönemde hekimlikteki ayrımlar çok belirgin değil. Aslında kendisi hekimliğin her alanında faaliyet göstermiş: Cerrahi, diş hekimliği, farmokoterapi, gibi ne iş olsa yapmış bir kişilik… Psikiyatriye katkısını ise bugüne kadar fark eden olmamış…

-Yani, Sabuncuoğlu’nun psikiyatriye katkısını keşfetmek size kısmet oldu?..

Uluslararası yayına dönüştürüp dünyanın dikkatine sunmak diyelim... Öte yandan, psikiyatri tarihi deyince, ancak 200 yıl geriye gidebiliyoruz, fakat Sabuncuoğlu’nun el yazmalarındaki psikiyatri alanındaki tedavilerini anlattığı resimler 500 yıllık bir geçmişi anlatıyor. Ve psikiyatri literatüründe bu bilinmiyor…  El yazmalarında mali hülya (hülyaya meyil), unutkanlık ve baş ağrısı gibi psikiyatriyle ilgili durumlarda dağlama yapılmasını öneriyor. Fakat, kendisinin tam da günümüze karşılık gelen bir psikiyatrik yaklaşımı var. Örneğin, “Önce bitkisel ilaçları kullan, onlar fayda etmezse başına sıcak uygulaması yap, o da fayda etmezse dağlama yap, ama dikkat et demiri cildine değdirme” diyor. Bugün de tam da öyle yapmıyor muyuz?..

- Üstadın hülyaya meyil ile kastettiği nedir?

Hülyaya meyil denen şey; günümüzde korkular, takıntılar ve depresyona karşılık geliyor. Sabuncuoğlu, o gün bile bütünüyle insancıl ve zarar vermeyen bir yaklaşım içinde… Bugün de önce ilaç veriliyor, sonrasında durum daha dirençliyse ekt (elektrokonvülsif terapi) denen başa uygulanan tedaviler yapılıyor. Cerrahiyyetü’l Haniyye adlı kitabında, zatın cerrahi ile ilgili döneme ait tüm renkli çizimleri mevcut. Bu bir cerrahi kitabı aslında, ama sözünü ettiğim dağlamalar falan da içinde mevcut. Kitapta, direkt olarak psikiyatriyle ilgili 2 adet çizim var ve bunlar psikiyatri bilimine ait, “Bu iş böyle yapılıyor” diye anlatan en eski çizimler… İlk resimli tıp kitabı bu, üstelik de 500 yıl önce Türkçe yazılmış…

500 YIL ÖNCE TÜRKÇE VE PSİKİYATRİ…

- Türkçe yazılmış derken?..

“Anadolu’da bütün hekimler Türkçe bildiği için Türkçe yazmayı tercih ettim” diyor. Alfabe Arap alfabesi ama dili Türkçe… Yunanca, Arapça, Farsça biliyor, fakat pratik bir yaklaşımla hareket ederek Türkçeyi kullanıyor. Her açıdan çok devrimci bir insan…  Bu arada deneysel ve karşılaştırmalı tıp çalışmaları da yapmış … Bunlar da bilinmiyor.
Sadece cerrahi ile ilgili katkıları biliniyor, fakat psikiyatri gibi entelektüel bir branşta Türkler’in böyle bir katkısı bilinmiyordu…

- Zaten 500 yıl önce dünyada psikiyatri diye bir şey de yok?

Tabii, Sabuncuoğlu’nun yaşadığı sıralarda Avrupa karanlık bir dönem içinde… Değil psikiyatri hastası olmak, hekimlik yapmak bile cesaret isteyen bir iş. Yerine göre hekimleri bile yakabiliyorlar Avrupa’da… Keza, psikiyatri hastaları, “Siz cadılık yapıyorsunuz” diye yakılmış… Hatta “Cadı Avı’nın İncelikleri” diyebileceğimiz psikiyatri hastalarını hedef alan bir kitap bile yayınlanmış…

- 160 yıllık AJP’ye kapak olmanız nasıl gerçekleşti?

Bugünkü anlamıyla bir psikiyatriden bahsedilemese de, Sabuncuoğlu’nun yaptığı uygulamaların bugünkünden büyük bir farkı yok. Dolayısıyla, benim yorumumla bunu bildirdiğimizde dergi buna büyük ilgi gösterdi. Yazıyı kabul ettiler ve “Kapak yapmak istiyoruz” dediler. Ben de memnuniyetle kabul edip, kütüphane görevlileriyle irtibata geçtim. Çünkü psikiyatri alanında bir keşif yapılmasının yanı sıra Türkler’in tanıtımı da söz konusuydu…

- Hangi kütüphaneden yararlandınız?

Bu kitabın, yani Sabuncuoğlu’nun el yazmasının 3 nüshası var. Bir tanesi Paris’e gitmiş;  geçen yüzyılda bir paşa tarafından bir Fransız’a hediye edilmiş, şimdi Nasyonel Bibliyotek’te o kitap. Bir tanesi de Fatih Millet Kütüphanesi’nde, orası şimdi onarımda olduğu için Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde korunuyor. Ben de kitapla orada haşır neşir oldum ve oradaki memurlar çok yardım ettiler ve kapak işi gerçekleşti. Dolayısıyla, onlara da çok şey borçluyuz. Üçüncü nüsha ise bu 2 eserden daha sonra yapılmış kopya.

- Şerefeddin Sabuncuoğlu ile hem soyadınız aynı, hem aynı bölgenin insanısınız, hem de aynı mesleği seçmişsiniz? Bütün bunlar sadece tesadüf mü?

Bu büyük insan başhekim olarak Amasya- Çorum Bölgesinde çalışmış. Bizim de ailemiz Sabuncular adıyla yüzyıllardır aynı bölgede yaşayan bir aile… Evliya Çelebi’nin kitabında mesela, Çorum’da Sabuncuoğlu mahallesi geçer... Bir bağlantı var muhtemelen, ama tam nasıldır bilemiyoruz…

- Sizin konuya ilginiz nasıl gerçekleşti? Durup dururken böyle bir hekim varmış demediniz herhalde?

Tıp tarihiyle ilgili konulara hep ilgim vardır. Geçmişteki büyüklerimizin hayatlarına, eserlerine ilgi duyarım. Yani, Sabuncuoğlu soyadını taşıdığım için bu işe yönelmiş değilim; birçoğunu inceledim, böyle başka projelerim olduğunu söylemeliyim.

SULTANLARIN DOKTORU…

- Sabuncuoğlu saray hekimi mi peki? Örneğin Fatih Sultan Mehmet’e hizmet etmiş mi, bu tür ayrıntılar biliniyor mu?

Aslında Amasya o dönemde bir şehzade, bir imparatorluk şehri (İstanbul zaten 1453’te alınıyor)… Dolayısıyla Sabuncuoğlu’nun orada imparatorluk ailesinden kişilere hekimlik yaptığı biliniyor. Daha sonra Cerrahiyyetü’l Haniyye adlı kitabını getirip Fatih’e sunuyor. Fatih olumlu karşılıyor. Fakat Fatih’in de çevresini sarmış birtakım saray hekimleri var… Dolayısıyla kitabı pek rağbet görmüyor ve bir kenara konuluyor. Neyse ki, saklanmış da bugüne kadar yetişmiş…

 - Kitabın pek fazla rağbet görmemesi resimli olmasından mı acaba?

Evet, olabilir… Fatih liberal bir insandı da, özgürlükleri destekliyordu. Fakat, bu psikiyatriyle ilgili resimler tamam da, cerrahiyle ilgili konularda tabii ister istemez      vücut mahremiyetini yansıtan çizimler söz konusu. Dolayısıyla, o dönemde bu resimler tolere edilememiş olabilir. Fakat Sabuncuoğlu dönemin risklerini göze alıyor ve “Bu iş resimlemeden öğretilemez” deyip kitabını resimleyerek ortaya koyuyor. Dolayısıyla,  Leonardo De Vinci’den falan önce bizim bu tür eserlerimiz var… Ve dünya bugüne kadar bunu psikiyatri bağlamında bilmiyordu… Bazı aydınlarımız Türklerin dünya kültürüne katkılarını sürekli küçümsüyor. Öğrenmedikçe, kütüphane tozu yutmadıkça gerçekler ortaya çıkmıyor ne yazık ki, kimbilir daha neler var? Sonra, el yazmalarını kiloyla satıldığı bir dönem de geçirdi Türkiye, o sırada kimbilir neler gitti.

- Kütüphane’de kitap önünüze gelince neler hissettiniz?

Çok duygulandım, benim için çok duygusal bir an oldu. Aslında hiçbir şekilde o kitaplara el sürülmüyor, yani yurt dışındaki uygulamalar bu şekilde. Bizde de birçoğu CD romlara geçmiş, hala da geçirilmekte olanlar var… Çünkü elinizin rutubeti, nefesiniz el yazmalarını olumsuz yönde etkiliyor. Biz büyük bir tarihi müzenin üstünde oturuyoruz aslında, her konuda olduğu gibi farkında değiliz.

 - Sabuncuoğlu bir şekilde mesleğini icra etmiş, ne kendisi ne kitapları yakılmamış yıkılmamış, hem de 500 yıl önce… Dönemin bu bakış açısını nasıl yorumluyorsunuz?

Demek ki, kültürümüzde böyle çok önemli insancıl bir taraf var… Dönemin Amasya’sını düşünürsek; Ermeniler, Rumlar, Türkler gibi farklı kültürlerin uyum içinde yaşadıkları bir kent. Şüphesiz Sabuncuoğlu’nun da farklı etnik kültürlerden hastası oluyor, bunlar Anadolu’da uyum içinde yaşıyorlar… Bütün bu hoşgörü ortamının içinde çok üst düzey bir hekimlik anlayışının olması ve bunun uygarlık döneminde ortaya çıkması (Fatih, sonrasında Yavuz ve Kanuni gibi bir yükseliş dönemi olması) bir tesadüf değil.

 - Peki, bu bilgi yani atalarınızın 500 yıl önce psikiyatri bilimine ışık tutan tedaviler yapmış olduğunu bilmek, siz hekimlere neler düşündürüyor?

“O zaman böyle yapılmış” diyebilmek, hepsinden önemlisi bunu bilmek biz hekimler için yönlendirici ve çok önemli. Çünkü 500 yıl öncesi aydınlandı. Şimdi bir kanıt var.  Ve AJP’deki bu yayın sayesinde de tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konmuş durumda. Artık kimse bu bilgiyi çiğneyemez.

FREUD’DAN ÖNCE BİZDE NELER VARMIŞ!

- Üstelik sadece kültüre ait bir psikiyatri buluşu da değil, psikiyatri disiplininin temeli Sabuncuoğlu’nda…


Sabuncuoğlu, dönemin en yaygın, en kabul edilen tedavi anlayışını resimlemiş; kuşkusuz bunu pek çok hekim uyguluyordu. Zahrawi'nin kitabında da bu tür yaklaşımlar var. Zaten başka kitaplarda da geçiyor, ama resimlenmemiş… Resimlenince gözümüzde canlandırabiliyoruz. Ve bu resimlerin yıllar içinde psikiyatride bir ikon olması ihtimalini de önemle vurgulamak isterim. Zaten bütün meslektaşlarımız olayı büyük bir heyecanla karşıladılar.
Ayrıca, Sabuncuoğlu’nun çocuklarla ilgili ifadeleri de var. Örneğin, “Sünnetle ilgili şöyle şöyle yap, çocuk korkmasın” diyor, hep işin psikolojik yanını düşünüyor yani. “Ensesine dağ vuracaksın ama sıcaklığa dayanabildiği kadar” diyor.  Hep çok insancıl…

- Bu zatı muhteremi Freud’la mukayese edebilir miyiz?

Psikiyatri tarihi için kesinlikle. Fakat aynı kefeye konulamazlar. Çünkü Freud bu yüzyılda yaşamış ve bir sürü kaynaktan yararlanmış bir insan… Freud bir yaklaşım getirdi, başkaca yaklaşımlar da var. Kimini bugün kullanıyor, kimini kullanmıyoruz. Ama Sabuncuoğlu’nun attığı temelleri anlatan bu belgenin şu an için alternatifi yok.
Antidepresan olarak kantaron otunu kullanılmış mesela, o yeterli olmazsa dağ vur deyip nasıl yapılacağının resmini çizmiş, bu çok büyük bir miras. Ve psikiyatri alanında da Türklerin misyonunu, sorumluluğunu arttıran bir durum. “Biz bu işi yaptık ve daha iyisini de yaparız deyip” ayağa kalkmamız gerek. Aksi taktirde hep çeşitli akımlara kapılıp gidiyoruz.

 NOT: The American Journal Of Psychiatry’ye http://ajp.psychiatryonline.org/ internet adresinden erişilebiliyor.

THE ARTICLE OF THE PSYCHIATRIST, OSMAN SABUNCUOĞLU,

MODULATES THE PSYCHIATRIC LITERATURE 

 

                                     Hülya YILDIRIM /                                    / 17 December 2006

Specialist Dr. Osman Sabuncuoğlu who is a Lecturer on the Department of Child Psychiatry in Medical Faculty of Marmara University has modulated the global psychiatric literature. Sabuncuoğlu has elicited the contribution of his fellow-townsman having the same surname with him, Şerefeddin Sabuncuoğlu, to the art of psychiatry, taking  him to the cover of the globally prominent American Journal of Psychiatry.

Freud, Kraepelin, Janet, Jung… All have utilized the available written resources before them while setting new trends, yet the Turkish physician named Şerefeddin Sabuncuoğlu has conveyed the treatments he applied in psychiatry to the present time through sketching out their illustrations as well. Dating back to 200 years ago and mentioned as a Western area of science, psychiatry is about to welcome a modification in its literature upon Osman Sabuncuoğlu, the Child Psychiatrist, has revealed the foregoing fact…Even the American Journal of Psychiatry published by the American Psychiatry Association has headlined in its December issue the illustrations by Şerefeddin Sabuncuoğlu, the prominent Turkish physician who lived in the Amasya region between 1385 and 1470. Being one of the most widely read and referred journals of its area in the world and renowned for its meticulousness to welcome articles, AJP introduces Şerefeddin Sabuncuoğlu and describes the psychiatric treatment illustrations of the master in accompaniment with the article of Specialist Dr. Osman Sabuncuoğlu, one of the lecturers in Marmara University-School of Medicine, Department of Child Psychiatry. We have met with Osman Sabuncuoğlu, Child Psychiatrist, to talk about the details of this sensational event…

 

How did you discover Şerefeddin Sabuncuoğlu?

Şerefeddin Sabuncuoğlu is in fact a prominent personality cast aside for centuries who could merely be discovered at the beginning of this century. Suhely Unver discovers his manuscripts and then reveals this personality and publishes his contributions to the medicine. Then Sabuncuoğlu gradually comes into prominence and in 1992, Prof. İlter Uzel adapts his manuscripts to the present time under the title Cerrahiyetü’l Haniyee” (Imperial Surgery). But in spite of these endeavors, Sabuncuoğlu is rather known for his contributions to the surgical field. Actually he showed activity in each area of medicine such as surgery, dentistry, pharmacology etc, yet no one could recognize his contribution to psychiatry.

In other words, you are the first person who had the chance to discover Sabuncuoğlu’s contribution to psychiatry, right?

It is better to say I had the chance to convey the Sabuncuoğlu fact to the international publication and bring him to the attention of the world… On the other hand, we know about a psychiatry history of just 200 years, yet the illustrations in Sabuncuoğlu’s manuscripts depicting the treatments in psychiatry date back to 500 years. And it is not known in the literature of psychiatry… In his manuscripts, Sabuncuoğlu suggests thermal treatment for psychiatric disorders such as tendency to fancy, lapse of memory and headaches. However, he has a special psychiatric approach that well corresponds to the present time. For instance he instructs “First use herbal drugs, if no effect is observed then apply thermal treatment, and again if it yields no result, apply cauterization, but take care not to touch the iron to the skin”. Isn’t it the same today?

THE FIRST ILLUSTRATED MEDICAL TEXTBOOK

What does the master mean with tendency to fancy?

The concept “tendency to fancy” means fears, obsession and depression today. Sabuncuoğlu adopts totally a humanistic and harmless approach even in that time… Likewise, drug is administered to patients and if the disorder is persistent, a head treatment called electroconvulsive therapy is applied. In his textbook titled Cerrahiyetü’l Haniyee” (Imperial Surgery), all colored surgical illustrations of the personality belonging to that time are present. It is essentially a surgical textbook, yet it also includes the mentioned cauterization processes. The book contains 2 illustrations that are directly related with psychiatry and these illustrations belong to the psychiatry science. This is the first illustrated medical textbook written even 500 years ago in Turkish…

What do you mean in Turkish?

He remarks “As all physicians in Anatolia know Turkish language, I preferred to write in Turkish”. The alphabet used is Arabic but the language is Turkish… He is familiar with the Greek, Arabic and Persian language, yet he practically utilizes Turkish. He has some empirical and comparative medical studies as well. Only his contributions to surgery are known, yet such a contribution by Turks to an intellectual art of medicine like psychiatry was on recondite.

As far as I am concerned, there was no psychiatry in the world 500 years ago, right?

Certainly, Europe was in the Dark Age during the period when Sabuncuoğlu lived. Not only being a psychiatric patient, but also serving as a physician was a matter of courage. In that period, even the physicians were set on fire in Europe… Likewise, the psychiatric patients were set on fire for the blame that they were witches.

How did it happen for you to be headlined in 160-year AJP?

Maybe it may not be characterized as psychiatry in the present context, yet Sabuncuoğlu’s practices do not differ much from current applications. Therefore, the journal paid great attention on the matter when I brought it in the agenda. They welcomed the article and expressed their desire to headline it. I accepted it with pleasure and got in contact with the library officers. All in all, in addition to a discovery in the field of psychiatry, the matter was important for the presentation of Turks as well.

You share the same surname, same region of origin and same profession with Şerefeddin Sabuncuoğlu. Is it a coincidence?

Sabuncuoğlu had worked as a head physician in the Amasya-Çorum region. My family lives in the same region under the Sabuncuoğlu name for centuries. There is probably a link but we do not know the actual form of it… 

How did your interest in the topic arouse? Did it happen out of the blue?

I’ve always had interest in subjects concerning the history of medicine. I am keen on exploring the lives and artworks of our masters in the history. In other words, I can say that it is not the Sabuncuoğlu surname that oriented me towards this matter. I have explored most of them, and I have such other projects as well.

PHYSICIAN OF SULTANS

Is Sabuncuoğlu an imperial surgeon?

At that period, Amasya is a subdivision governed by the prince and then becomes a province of the Empire. Therefore, it is known that Sabuncuoğlu served as an imperial physician there. Then he submits his text book titled “Cerrahiyetü’l Haniyee” (Imperial Surgery) to the approval of Sultan Fatih. Fatih looks on it with favor. But some other imperial surgeons serve Fatih as well. Therefore, Sabuncuoğlu’s textbook cannot find popularity and put aside. Fortunately it was retained and so could reach the present time.

Do you think the textbook could not find popularity because of the illustrations contained?

Yes, it is possible. Sultan Fatih was a liberal person. There is no problem with psychiatry-related illustrations, but some surgery-related illustrations somehow reveal the bodily privacy. For this reason, maybe such illustrations could not be tolerated in that period. So we can say that we have produced such kind of artworks before Leonardo Da Vinci, and the world was not aware of it in context of psychiatry.

What kind of a feeling is it to know for you, the physicians, that our ancestors performed treatments that threw light on the psychiatry science 500 years ago?  

To say that “it was performed in that way in that period”, and to be acquainted with this fact is quite guiding and significant, because the period of 500 years ago was illuminated. Now we have evidence which was exhibited as an absolute fact thanks to this publication in AJP. Now, no one can ignore this fact. Besides, it is not only in the nature of a psychiatric invention having cultural effect, but an evidence witnessing that the foundation of psychiatry was laid by Sabuncuoğlu… Sabuncuoğlu portrayed the most common, most acceptable treatment concept of the period; certainly plenty of physicians were implementing it. As a matter of fact, it is also contained in other textbooks, but not illustrated. We can visualize them today when portrayed. And I wish to emphasize the probability that these illustrations might turn out to be an icon in psychiatry in the course of time. Moreover, all of our colleagues have welcomed it with great ambition. 

Can we compare it to Freud?

For the history of psychiatry, of course we can do it, yet we cannot put them under the same classification, because Freud lived in this century and utilized plenty of resources. Freud introduced a specific concept, and there are other concepts as well. But this document that describes the foundation laid by Sabuncuoğlu is unique now. For instance, he suggests centaury herb as an antidepressant, and also portrays how to do it, that is a very valuable heritage and doubles the mission and responsibility of Turks in the field of psychiatry. We should make a move and act along the principle “We have done it and we can do it better”.

Note: AJP is accessible at www.ajp.psychiatryonline.org